Edirne

Edirne denince akla gelen ilk durak, hiç kuşkusuz Mimar Sinan’ın
"ustalık eserim" dediği Selimiye Camii oluyor. Fotoğraflarda göğe
yükselen o muazzam minareleri ve devasa kubbeyi izlerken, insan dehasının taşla
nasıl şiir yazdığına bir kez daha tanık oluyoruz. Selimiye, sadece bir
ibadethane değil, Edirne’nin her köşesinden selam veren mağrur bir silüet.
Meriç ve Tunca’nın serin suları üzerine kurulmuş o tarihi köprüler... Sadece
iki yakayı değil, geçmiş ile bugünün de birbirine bağlandığını hatırlatıyor.
Köprülerin üzerinden batan güneşin yansıması, Edirne’nin neden sanatçılar ve fotoğraf
tutkunları için vazgeçilmez bir durak olduğunu kanıtlar nitelikte.
Edirne’nin eski çarşıları, Arasta, bedestenler ve kaleiçi sokakları... Her
bir fotoğraf karesi, bu şehrin ne kadar çok hikâye biriktirdiğini anlatıyor.
Siyah-beyazdan renkliye uzanan bu görsel yolculukta, esnafın selamını, taze
ciğerin kokusunu ve o meşhur Edirne konaklarının ahşap dokusunu hissetmemek
elde değil.
Edirne; Balkanlar’a açılan kapı, tarihin en zarif sayfalarından biri ve
estetiğin başkentidir. Bu karelere bakmak, bizlere sadece bir şehri değil, o
şehrin dokusuna işlenmiş kültürel mirası da yeniden keşfetme fırsatı sunuyor.



















































.png)
0 yorum:
Yorum Gönder